Türkiye’de medyada uygulanan sansür ve gazetecilere yönelik baskılar her geçen gün artarken, gazeteciler halkın haber alma hakkını savunmak ve meslek onurlarını korumak amacıyla 24 Ekim Cumartesi günü sokaklara döküldü. Son yılların en kapsamlı basın eylemlerinin gerçekleştiği bu süreçte vatandaşlar, gazetecilerle birlikte meydanları doldurdu. İstanbul, Ankara, İzmir gibi 10 ilde eş zamanlı olarak düzenlenen gösterilerde ortak mesajlar verildi. Çok sayıda basın meslek örgütü, sendika, sivil toplum kuruluşu ve siyasi partinin katıldığı protestolarda gazeteciler; erişim engellerine, sansüre ve meslektaşlarının tutuklanmasına karşı seslerini yükseltti.
Eylemleri organize eden gruplardan Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Başkanı Gökhan Durmuş ile DİSK Basın-İş Sendikası Başkanı Turgut Dedeoğlu, farklı şehirlerde gerçekleştirilen gösterilerin zeminini ve medyaya yönelik baskıya karşı yükselen sesi büyütme olasılıklarını değerlendirdiler.
“BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ HERKESİN MESELESİDİR”
Eylemin olduğu günde Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız‘ın sosyal medya hesabından “basın hürdür fakat yalan haber yapılamaz” mesajını paylaştığını anımsatan Dedeoğlu, gazetecilerin sokakta bir araya gelip seslerini yükseltmesinin iktidar blokunu rahatsız ettiğini öne sürdü. Dedeoğlu, “Basın özgürlüğünü savunmak hakaretin, iftiranın ya da dezenformasyonun savunucusu olmak demek değildir. Biz basın özgürlüğünü savunurken bunları kastetmiyoruz. Basın özgürlüğü, iktidarın yanı sıra muhalefetin de hesap vermesini sağlayan toplumsal bir garantidir. Bu güvenceden hareketle basın özgürlüğünün toplumsal bir güvence olduğunu belirtmek istedik. Bu nedenle gerçekleştireceğimiz eylemi de toplumsallaştırmayı hedefledik. Tüm medya kuruluşlarını kapsayan geniş çerçeveli bir toplantıyla ortak akılla böyle bir eylem kararı aldık. Eş zamanlı olarak diğer illere de yayarak sesimizin daha yüksek çıktığı bir gösteriye dönüştürmek istedik. Çünkü basın özgürlüğü dediğimiz mesele sadece gazetecilerin değil, tüm toplumun sorunudur. Dolayısıyla bu eyleme toplumun her kesiminden katılım sağlayarak büyütmeyi amaçladık ve katılım da yoğun oldu” şeklinde konuştu.

(Fotoğraf: Vedat Arık)
Dedeoğlu, gazeteci eylemlerinin geçmişte bu denli büyük katılıma ulaşamadığını ifade ederek, sınırlı sayıda kişinin yer aldığı tek bileşenlerin düzenlediği etkinlikler yerine farklı kuruluşların işbirliği içinde olduğu kalabalık eylemlere ihtiyaç duyulduğunu belirtti. Siyasi partilerin yalnızca destek amacıyla alanda yer aldığını söyleyen Dedeoğlu, “Bizim sözümüz üzerine söz söylemesinler istedik; onlar da bu konuda dikkatli davrandılar” dedi.
“GAZETECİLERİN ÇALIŞMA KOŞULLARI DA GÜNDEME GETİRİLMELİ”
Eylemlere iktidara yakın medya kuruluşlarında çalışan gazetecilerin katılım göstermesinin umut verici olduğuna dikkat çeken Dedeoğlu, “Bunu hedeflediğimiz için çağrımızda da basın açıklamamızda da tek bir kurumun adını vermedik. Sendikamızda birçok ana akım medyada çalışan üye var; onlar da eylemlere katıldılar. Elbette kendilerini patronajdan ve bu kadar düşmanca bir siyasi iktidardan korumak için gizlilik içerisinde oldular fakat herkes bardağın taşacağı noktaya geldiğinin farkında. Bu durum bize biraz umut verdi” ifadelerini kullandı.
Dedeoğlu ayrıca basın özgürlüğünü tartışırken gazetecilerin özlük hakları ve güvenceleri konusunun da ele alınmasının önemine vurgu yaparak büyük bir miting planladıklarını açıkladı. Tüm meslek örgütleri ve bileşenlerin dahil olduğu eylemleri sürdürmeyi hedeflediklerini belirten Dedeoğlu, Türkiye’deki sorunlarla ilgili öncelikle gazetecilerin “alışmıyoruz” demesinin topluma karşı sorumluluk olduğunu vurguladı. Dedeoğlu, “Alışmadık; isyan ediyoruz! Bu önderliği yapacak olan yine basın mensuplarıdır. Toplumu bilgilendiren, aydınlatan ve doğru haberi ulaştıran biziz; bu görev yine bize düşüyor” açıklamasında bulundu.

“SOKAKTAN BAŞKA ALTERNATİF KALMADI”
Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Başkanı Gökhan Durmuş, konuşmasına “Türkiye’de basın özgürlüğü yok edildi” diyerek başladı. Durmuş, “İktidar tam anlamıyla başka bir saldırı sürecine geçti. AKP iktidara geldiğinden beri gazetecilere yönelik kesintisiz saldırılara devam etti: Değiştirme, tutuklama, gözaltına alma ve yargılama işlemleri gerçekleştirildi ama Eylül ayından itibaren farklı bir şey yaşamaya başladık özellikle erişim engelleri konusunda. Topluma ulaşan haberleri engellemeye çalıştılar; sadece Eylül ayında 1275 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildi ki bunun çoğunluğu gazetecilerdir. Toplamda engellenen 1275 hesabın takipçi sayısı 35 milyon civarında bulunuyor. Dolayısıyla biz bu erişim engelleri üzerine harekete geçmeye hazırlanırken şimdi de yapmadıkları haberlerden dolayı gazetecilerin tutuklanmaya başladığını görüyoruz ki bu durumda sokaktan başka seçeneğimiz olmadı” şeklinde konuştu.
“BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ VE GAZETECİLERİN KOŞULLARI BİR ARADA KONUŞULMALI”
“Uzun zamandan sonra ilk defa toplumla gazetecilerin birleştiği bir tabloyla karşılaşıyoruz” diyen Durmuş sözlerine şöyle devam etti:
“Eylem sırasında MHP’nin başkan yardımcısı Fethi Yıldız’ın protestoyu sabote etmeye yönelik paylaşımı oldu ancak yanıt verip polemiğe girmedik ve sabotaja müsaade etmedik ama şu gerçek mevcut: Türkiye’de basın özgürlüğü yok edilmiş durumda; dolayısıyla bunun üzerinde duramayız ya da kamu kaynaklarının adil dağıtımından bahsedemez hale geldik.”

Baskının artmasıyla birlikte halkın haber alma hakkının tehdit altında olduğunu belirten Durmuş, Türkiye’deki işsizlik oranının %9, gazeteci işsizlik oranının ise %20‘lere ulaştığına dikkat çekerek bu mücadelede gazetecilerin özlük haklarının halkın haber alma hakkıyla yan yana yürütülmesi gerektiğini vurguladı: “Gazeteciler arasında uzun süredir var olan işsizlik kıskacı mevcut ama medya sektörü giderek daralıyor; her dört gazetedenden biri işsiz durumda… Örneğin Halk TV’deki 200 meslektaşımız için elimizden gelen tüm çabayı göstereceğiz ama burada asıl mesele halkın haber alma hakkıdır.”

GAZETECİ ÖZGÜRLÜĞÜ DEMOKRASİNİN TEMEL GÜVENCESİDİR!
Gazeteci özgürlüğünün demokrasi için temel bir dayanak olduğuna dikkat çeken Durmuş şunları söyledi: “Gazeteci eylemci değildir; kendi alanımıza dair haklarımızı kazanmamız gerekiyor ki halkımızı bilgilendirip haklarını savunan bir toplumu oluşturabilelim.”